Evlilik nedeniyle eşlere takılan altın, bilezik, kolye, küpe, yüzük, saat, çeyrek altın ve benzeri ekonomik değerlerin evlilik birliğinin sona ermesi veya eşler arasında uyuşmazlık çıkması hâlinde kime ait olacağı, uygulamada ziynet alacağı davalarının temel konusunu oluşturmaktadır. Ziynet uyuşmazlıklarında yalnızca takının düğünde verilmiş olması değil; kime takıldığı, niteliği itibarıyla kadın veya erkeğe özgü olup olmadığı, taraflar arasında bir anlaşmanın bulunup bulunmadığı, yerel örf ve âdet ile ziynetlerin daha sonra kim tarafından ve hangi amaçla kullanıldığı önem taşır.
Yargıtay’ın önceki uygulamasında, aksine bir anlaşma veya yerel örf ve âdet bulunmadıkça düğünde kim tarafından ve hangi eşe takılmış olursa olsun ziynetlerin kural olarak kadına ait olduğu yönünde geniş bir kabul bulunmaktaydı. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 24.12.2024 tarihli, 2024/5797 Esas ve 2024/10388 Karar sayılı ilkesel kararında bu yaklaşımını değiştirmiştir. Güncel yaklaşıma göre öncelikle taraflar arasında ziynetlerin paylaşımına ilişkin bir anlaşma bulunup bulunmadığı araştırılır. Böyle bir anlaşma varsa paylaşım buna göre yapılır. Anlaşma yoksa, yerel örf ve âdetin varlığı iddia ve ispat edildiği takdirde bu kural esas alınır. Bunların bulunmaması hâlinde kadına ve erkeğe takılan veya verilen ekonomik değerler kural olarak kendilerine aittir.
Yeni içtihadın önemli istisnası, niteliği itibarıyla belirli bir cinse özgü takılardır. Takılar arasında kadına veya erkeğe özgü bir eşya bulunması hâlinde, söz konusu eşya o cinse verilmiş kabul edilir. Takının hangi cinse özgü olduğu konusunda uyuşmazlık varsa gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılabilir. Bilirkişi incelemesi sonucunda eşyanın her iki cins tarafından kullanılabileceği belirlenirse, eşya kendisine takılan veya verilen eşe ait kabul edilir.Takı sandığı veya takı torbasına bırakılan ekonomik değerlerde ise eşyanın kadın ya da erkeğe özgü olması hâlinde o eşe ait olduğu; her iki cinse de özgü olduğunun belirlenmesi hâlinde ise ortak kabul edilmesi gerektiği Yargıtay tarafından ifade edilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024/5797 Esas, 2024/10388 Karar sayılı kararında, bilirkişi raporuna göre düğünde kadına 12, erkeğe ise 10 adet çeyrek altın takıldığı tespit edilmiştir. Daire, yeni benimsediği aidiyet ilkeleri doğrultusunda erkeğe takılan 10 adet çeyrek altının erkeğe ait olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek, bütün çeyrek altınların kadın lehine hüküm altına alınmasını doğru bulmamıştır.
Bu karar, uygulamada sıkça kullanılan “düğünde takılan bütün altınlar kadına aittir” şeklindeki ifadenin artık tek başına güncel Yargıtay yaklaşımını açıklamak için yeterli olmadığını göstermektedir.
Ziynet alacağı davalarında en önemli konulardan biri ispat yüküdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, kural olarak iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Türk Medeni Kanunu’nun 222. maddesi de belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kişinin bu iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğunu düzenlemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.01.2026 tarihli, 2025/200 Esas ve 2026/52 Karar sayılı kararında ispat yükünün aşamaları ayrıca açıklanmıştır. Buna göre ziynet talebinde bulunan eş öncelikle dava konusu ziynetlerin cins, sayı, nitelik ve miktar olarak varlığını; ardından bu ziynetlerin kendi himayesinden çıktığını, diğer eşin hâkimiyet alanına geçtiğini ve iade edilmediğini ispatlamalıdır. Ziynetlerin diğer eşin hâkimiyetine geçtiği şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlandığında ise diğer eş, iade yükümlülüğünün bulunmadığını gösteren vakıaları ispat etmek durumunda kalabilir.
Somut olayın özelliklerine göre düğün fotoğrafları ve video kayıtları, tanık anlatımları, kuyumcu kayıtları ve faturalar, banka hareketleri, taraflar arasındaki mesajlaşmalar, ikrar niteliğindeki beyanlar ve bilirkişi incelemeleri delil olarak önem taşıyabilir. Özellikle düğün görüntülerinin bilirkişi tarafından incelenmesiyle takıların cinsi, sayısı, yaklaşık gramajı ve hangi eşe takıldığı konusunda tespit yapılabilmektedir.
Ancak ziynetlerin düğünde mevcut olduğunun ispatlanması her uyuşmazlıkta tek başına yeterli değildir. Talebin dayanağına göre ziynetlerin daha sonra kim tarafından alındığı, nerede muhafaza edildiği, bozdurulup bozdurulmadığı ve iade edilip edilmediği de ispat konusu olabilir.
Uygulamada ziynetlerin konut veya araç alımı, ev eşyası, düğün borçları ya da aile giderleri için bozdurulduğu sıklıkla ileri sürülmektedir. Ziynetlerin evlilik birliği içinde harcanmış olması, somut olayın özelliklerinden bağımsız olarak alacak hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ziynetlerin kime ait olduğu, kim tarafından alındığı, hangi amaçla kullanıldığı, iade edilip edilmediği ve varsa eşler arasındaki anlaşmanın kapsamı birlikte değerlendirilir.
Ziynet alacağı davasında talebin ve somut olayın niteliğine göre ziynetlerin aynen iadesi; aynen iadenin mümkün olmaması hâlinde ise bedelinin tahsili gündeme gelebilir. Dava dilekçesinde ziynetlerin cins, miktar, ayar, gramaj ve diğer ayırt edici özelliklerinin mümkün olduğunca açık gösterilmesi, talep sonucunun doğru kurulması ve mevcut delillerin usulüne uygun biçimde sunulması önemlidir.
Ziynet alacağı davalarında Yargıtay uygulaması son yıllarda önemli bir değişim geçirmiştir. Güncel yaklaşımda düğünde verilen her ekonomik değerin otomatik olarak kadın eşe ait olduğu kabulünden ziyade; taraflar arasındaki anlaşma, ispatlanan yerel örf ve âdet, takının kime verildiği ve takının belirli bir cinse özgü olup olmadığı birlikte değerlendirilmektedir. Ziynetlerin sonradan diğer eşin hâkimiyetine geçtiği ve iade edilmediği iddialarında ise ispat kuralları somut olayın sonucunda belirleyici rol oynamaktadır. Faydalı olmasını dileriz.
A&A Hukuk Ve Danışmanlık
Av. Aybala ZİNGİR